Boş bir çuval gibiyim. Beni attığın yere yığılıp kalmışım. Alıp gitmişsin elimde avucumda ne varsa. Acımadan bana, ele geçirmişsin tüm benliğimi gaddarca. Utanç aşktan da üstün, diyorlar. Utandın mı hiç? Acı çektin mi? Aldattığın için beni, pişman oldun mu? Aynaya baktığında beni gördün mü?
Kırk gündür, kırk kapıdan geçiyorum. Gözümde kırk ayrı pınar, her kapıda kırk damla bırakıyorum. Kırk kere dua ediyorum, senden başkasını kırk kere haram kılıyorum kendime…
Kırk gecedir, kırk rüya görüyorum. Kırkında da el açıp dua ediyor, seni diliyorum. Sen kırk kere olmaz, diyorsun, sen kırk kere beni lanetliyorsun.
Aşkı; seni istemeyene sunarsan, sunduğun kişi tarafından hor görülürsün…
Aşk; bitti dediğinde bile devam ettirir, mecnun gibi kederlendirir…
Aşk; onun deyimiyle vazgeçmektir ama vazgeçmek kolay değildir…
Kırk defter aldım kendime, kırk sayfasına, kırk kere adını fısıldadım. Sonunda kalem sustu, defter büzüştü, sayfalar üstüne yazdırmaz oldu. Vazgeç, dedi cümle alem her bir dilde, ama ben söz geçiremedim gönlüme.
Çarşafım gözyaşlarımı kurutmaz oldu geceleri, duvarlar artık teselli etmiyor beni, gömleğin cansız bir edayla bakıyor bana, pinokyom üzgün, fotoğrafın asabi… Herkes aslında söylüyor sevmemem gerektiğini ama onlar aşktan ne anlar ki! Hem Şeyh Galip zamanında ders olsun diye insanlara “ Bir şulesi var ki şem-i canın, fanusuna sığmaz asûmanın ” dememiş mi? Gök kubbe bile kapatamıyorsa gönül ateşini, kişi kendi bir başına, nasıl çözsün bu bilmeceyi?
Kim bilir, belki sana duyduğum aşkla bir gün bende “ Mecnundan geçme faslındayım, Mevlayı bulma yollarında ” derim…
Şimdi herkes günübirlik ilişkiler yaşıyor ya; o yüzden “sevme beni” diyorsun. Ama şükür ki Mevlam içimi yaksa da gönlüme bir kor düşürdü, bu kor cümle alem dile gelse “sevme” diye, kül olmaz, olamaz. Ancak Mevlam buyuracak ve fısıldayacak yüreğime “sevme” diye, işte o zaman küle dönecek bu yürek tek bir sözle…
Gözyaşlarım kırk küpü doldurdu cihana ibret olsun, diye. Kırk gün beklettim gözyaşım şerbete dönsün diye, tuzlu damlalar derdinden şerbete döndü de, bir sen dönmedin verdiğin sözden. Gittin, ama seni kaybetmedim içimde!
Ne zaman istesem görmeyi seni; kırk kere adını mırıldanıyorum, sonra hayalin gelip tutuyor beni elimden, seninle kırk sene mutlu oluyoruz. Kırk ayrı masal yazılıyor adımıza, sen inanmasan da kırkı da mutlu sonla bitiyor.
Kırk ayrı sancı biniyor kasıklarıma, kırk ayrı saatte, kırk Solmaz doğuruyorum gelmedin diye. Kırkı da farklı duygular besliyor sana ve kırkı da açığa vuruyor kendini durup dururken belli zamanlarda…
Faslı Bahar geçeli, güz üzerimize çökeli yoksun. Yokluğunda da yanıyorsa bu yürek, bu aşk bana daha çok şey öğretecek. Sen sus gene Mayıs’a kadar, sonra Haziran’da evlen, bir sonraki sene Nisan’da çocuğun olsun ama adı Yağmur olsun. Yağmur olsun ki adı; yüreğine benim ki gibi bir kor düşmesin, bir aşk uğruna eriyip de bitmesin. Kırk gün kulağına fısılda Yağmurum diye, fısılda ki; damlalarıyla söndürsün günü gelince benim korumu da…
SOLMAZ AKÇA




0 kişi tarafından yorum yapıldı.
Yorum Yapın